
A. Selim Tuncer, İsrail saldırıları sonucu yaşanan çocuk cinayetlerine dikkat çekmiş ve tepki göstermiş. İşte buna muhalefet edemem.






Bugünlerde Çaykur Genel Müdürü Ekrem Yüce’nin beyanatları gözüme çarpınca aklıma A. Selim Tuncer’in “Marka odaklı bir özelleştirme yaklaşımı önerisi: Bir türlü özelleştirilemeyen Çaykur” başlıklı yazısı geldi. Çaykur ömründe ilk kez tatmin edici oranda kâr etmiş de, özelleştirme kapsamından çıkarılmış. Öyle ki, sanki zarar etseydi, özelleştirmek için canla başla çalışacaklardı sanırsınız. Ya da sanki özelleştirme gerekliliğinin gerekçesi zarar etmekmiş gibi! Şimdiye kadar özelleştirilen her kamu şirketi zarar mı ediyordu yani?
Rastlantıya bakın ki, TDK’nın abuk niyetiyle ilgili olarak Hakkı Devrim’le neredeyse aynı şeyleri düşünmüş ve yazmışız. Ben onun Radikal’deki “Bir deyim canavarımız eksikti” başlıklı yazısını görmemiştim (vallahi), o da benimkini görmüş olamaz, çünkü ondan üç gün sonra yazmışım. Ben “Dil sizin babanızın malı mı?” diye sormuştum, Hakkım Devrim “Siz sözlüklerdeki deyimleri, meselleri babanızdan kalmış miras mı sandınız ki, bunların bir kısmını (kullanmamak da değil) sözlüklerden çıkarıp atma yetkisini buluyorsunuz kendinizde? İşitmemiş olalım!” demiş. Helal olsun.
Neye niyet, ne kısmet. Bu memlekette muhalefet edecek o kadar şey varken ben de kendime öyle bir misyon seçmişim ki yani! Neyse, onlar da nasiplerini alsınlar. Bugünlerde TDK ve Dil Derneği’nin abuk tartışması devam ededursun, birkaç gün önce televizyonun birinin gece haberlerinde kulağıma Türk Dil Kurumu lafı çalınca dikkatimi çekti, haberi ilgiyle dinledim. Nerdeyse yalnızca küçük dilimi değil, büyük dilimi de Agop’un kazı gibi yutuverecektim o anda.

Antik Yunan mozaik sanatının nadide parçalarından biri... Antik Yunan sitelerinde dinsel, siyasal ve tecimsel yaşam, yani kısaca kamusal yaşam agoralarda oluşmaktadır. Burada kamu sorunlarının tartışılmasına sitelerde yaşayan herkes değil, ancak vatandaşlık statüsüne sahip insanlar katılabilmekteydi. Antik Yunan’daki sitelerin yerine bugün internet üzerindeki sanal agora siteleri ortaya çıkmakta, bu siteler katılımcı ve doğrudan demokrasinin tartışma platformu olmaktadır. Bu konunun Tekgündüz ve Tuncer’le bir ilgisi var sanmayın! Hani tartışma deyince...
Şahin Tekgündüz’ü bilirsiniz. Reklam sektörünün eskilerinden olan bu zat-ı muhterem, aynı zamanda A. Selim Tuncer’in mesai arkadaşı olup ajansta genel müdürlük vazifesini itâ ve ifâ etmektedir. Muhterem Tekgündüz, onu tanıyan arkadaşlarımın anlattığına göre birçok gence taş çıkartırcasına Freehand, Photoshop, Quark gibi grafik ve fotoğraf programlarına hakim olduğu gibi blog icat olunduğunda hemen blog sahibi olmayı da ihmal etmemiştir. Blogunun adı Eşekarısı... Blogunun işlevini kendi ağzından dinleyelim:

Şaşkın Kuş’un biri cüret edip Malum Muhalif’e sataşmış. Diyesi ki: “Geçenlerde gezinirken gözüme yeni bir blog çarptı. Adamın biri, Selim Tuncer diye birisine muhalefet yapmak için bir blog açmış. Adını da Malum Muhalif koymuş. Ya bu bizim ülkemizde insanlar bir garip. Selim Tuncer denen beyin sayfasına da gidip baktım. Gayet güzel ve düzeyli yazılar var. Bu Malum Muhalif, ülkede muhalefet yapılacak onca şey varken, gitmiş güzel güzel yazılar yazan bu Selim Tuncer'i kendine hedef seçmiş. E gel de şaşırma şimdi..”